Teknolojix Haber
BİLİM

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

Ölümsüzlüğün halen daha çaresi aranmakta. Acaba günümüzde teknoloji bizi ölümsüzleştirebilir mi? Bunun üzerine geçmişten günümüze birçok çalışma yapımış. Ancak bunların hangsi sonuca yaklaşmış? İşte bu haberde bu konuyu irdeleyeceğiz

SİMYA VE ÖLÜMSÜZLÜK İKSİRİ

M.Ö. Yedinci yüzyılda yaşayan Thales, doğanın akıl ile anlaşılabileceğini savunmuştur. Suyun ise dünyanın ana prensibi olduğunu iddia etmiştir. Ü
M.Ö. 540-450 yılları arasında yaşamış olan Parmenides ise ilginç bir görüş geliştirmiştir. Evrenin aslında Tek olduğunu savunmuştur.
M.Ö. 485-425 yılları arasında yaşayan Empedokles için ise ateş, hava,su ve toprak maddeyi oluşturan dört elementtir.

Aristo’ya göre ilk madde çeşitli formlar alabilmektedir. Bu alınan formlar da bazı temel özelliklere bağlıdır. Bu özellikler dört tanedir: Sıcak, soğuk, kuru, ıslak.

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?
TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

Simya bu amaçla “Felsefe taşını” bulmaya çalışır. Bu taş maddeyi altına çevirir ve bundan elde edilen iksir (Elixir) ile insanı ölümsüzlüğe kavuşturabilir. Aynı şekilde İksiri içip ölümsüzlüğe kavuşmak düşüncesi de ruhun ölümsüz olduğunu anlamak anlamına gelir.

Simyacı Fulcanelli

Felsefe Taşı İle Alakalı İddialar

Felsefe taşının aranmasındaki asıl hedef metallerin yapısını değiştirmektir. Lakin deneyi yapan kişinin de yapısı değişir. Bu, zaman içerisinde birkaç kişi tarafından tekrar tekrar keşfedilebilen kadim bir sır olarak kalır.

Şahmeran Ve Lokman Hekim Efsanesi

Vaktiyle binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla bir adam girer ve yılanlar tarafından padişahları Şahmeran’a götürülür. Şahmeran adama canını bağışlayacağını ancak kendisini sürekli olarak misafir etmek zorunda olduğunu söyler. Yerini bilen birini serbest bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak istemez. Şahmeran ona çok iyi davranır, adam bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları sağlanır. Günlerinin büyük bölümünü Şahmeran’la sohbet ederek geçirmektedir.

Ne kadar rahat olsa da gerçek dünyadan uzak bir mağarada süren hayattan sıkılan adam bir gün yeryüzüne dönmek için Şahmeran’dan izin ister. Şahmeran adama güveninin tam olduğunu yerini kimseye söylemeyeceğine inandığını belirtir ve gitmesine izin verir. Ancak kendisini gördüğü için vücudunun pul pul olacağını bu yüzden de vücudunu kimseye göstermemesi gerektiğini tembih eder. Yeryüzünde normal hayatına dönmeyi başaran adam Şahmeran’ı gördüğünü hiç kimseye söylemez.

Bu arada padişahın kızı hasta olur ve tedavisi için bütün ülke seferber edilmiştir. Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden biri de vezir. Gerçek amacı kızla
evlenip oğlu olmayan padişahın yerine geçip ülke yönetimini ele geçirmektir. Vezir bütün büyücüleri toplayarak bu hastalığa çare bulmalarını ister. Büyücülerden birisi Şahmeran’ın bulup öldürülüp, vücudundan alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi durumunda kızın iyileşeceğini söyler.

Şahmeran’ı bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması gerektiğini belirtir. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu olarak hamama götürüp soydurarak Şahmeran’ı gören kişiyi bulmayı başarır. Adam Şahmeran’ı öldüreceğini vaat eder ve mağaraya gider. Şahmeran’a bütün gerçekleri anlattıktan sonra ne yapması gerektiğini sorduğunda Şahmeran: ”Ölümümün senin elinden olacağını zaten biliyordum” der. Kendisini öldürmesini ancak bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü duyulursa dünyadaki bütün yılanlar insanlardan öç alacaktırlar.

Daha sonra

Kuyruğumun suyunu kaynat, vezire içir, içir ki kısa zamanda ölsün. Gövdemin suyunu kaynat sonra kıza içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç. İç ki Lokman Hekim olasın” diye ekler. Adam buruk bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara adamın misafiri olarak gideceğini ve çok uzun yıllar geri dönmeyeceğini kendisini merak etmemelerini söyler ve yeryüzüne çıkarlar.

Adam Şahmeran’ın söylediklerini yapar. Vezir kuyruğun kaynamış suyunu içer ve ölür. Kız da iyileşir kendisi de Lokman Hekim olur.

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?
TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

Lokman Hekim Efsanesi I

Adana ve çevresinde yüzyıllardır Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır.

Lokman Hekim inanışa göre bütün hekimlerin piridir. Her çiçeğin her otun özelliklerini tanıyan Lokman ilaç yapar dertlilere deva bulur. Bütün dünyayı dolaşmış en son Çukurova’ya gelince de ovanın bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis’e yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirirmiş. Artık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar ölümsüz bir hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük ilacını yapmasını isterler.

Lokman Hekim Çukurova’yı adım adım dolaşmış bütün bitkileri inceler. Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve büyük ulu bir çınarın altında uyuya kalmış. Bir ara bir ses duymuş: ”Ey Lokman artık araman bitsin. Ben ölümsüz hayatın devasıyım. Bundan böyle ne insanlara ve ne hayvanlara ölüm yok”. Lokman Hekim sesin geldiği bitkiye doğru yürümüş ve koparmış.

Bu arada Allah Cebrail (A.S.)’e

“Yetiş Cebrail Lokman ölümsüzlüğe derman bulursa bu insanların hali ne olur?” demiş. Bunun üzerine Cebrail pir-i fani (insan) kılığında Misis Havraniye tarafına gelmiş. Misis Köprüsü’nün üzerinde Lokman Hekimle karşılaşmış. Cebrail: ”Selamün-aleyküm” dedikten sonra Lokman’ın elindeki kitaba bakmak istemiş ve Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri’ne atmış. Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama kitabı bulamamış. Yaz gelip sular çekilince ırmak boyunda aramaya devam etse de kitabın sadece bir yaprağını arpa tarlasında bulmuş.

Bugünkü tıp biliminin de o günkü yapraktan geliştiğine inanılır. Yörede hâlâ efsanenin izlerine rastlanılır. Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı neredeyse kutsal sayılır. Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar.

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?
TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

Lokman Hekim Efsanesi II

Lokman Hekim doktor ve aynı zamanda eczacıymış. Dükkânında her türlü hastalığın çaresi olan ilaçlar varmış. Hastalar içeri girdikleri zaman hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış. Bir gün içeri birisi girmiş ancak hiçbir şişe sallanmamış. Lokman Hekim bunun üzerine: ”Senin hastalığının devası yok öleceksin” demiş.

Adam ölümden kurtuluşun olmadığını da öğrenince çok üzülmüş. Her şeyini satmış ve yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış. Vurduğu hayvanları yiyip yörüklerden yoğurt süt alarak da yaşıyormuş. Bu arada hastalığı iyice artmış. Bir ağacın altına gelmiş ve atını bağlayıp köskelmiş. O sırada bir yörük kadını bir tas sütü saylığa bırakmış. Yılanların sütü sevdiği bilinir. Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş sonra da zehirini süte çıkarmış. Tas yemyeşil hale gelmiş. Ağrıları iyice azan adam en sonunda: ”Gidip şu zehiri içeyim de ölüp kurtulayım” diyerek zehirli sütü içer. Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlar. Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş ve Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu farketmiş. Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı da tamamen geçmiş.

Lokman Hekim’e gidip

“Sen öleceğimi söylemiştin ama ölmedim” demiş. Bunun üzerine de Lokman: ”Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım da sütü yılana içirip seni nasıl tasa kusturayım. Hastalığının çaresi vardı ancak bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle söyledim” diye cevap vermiş.

O gün bu gündür tas ve yılan eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması Lokman Hekim’e dayandırılır

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

Fountain of youth

Ab-ı hayat, hayat suyu ya da bengi su kavramlarını düşünün. Hemen her kültürde var. Fountain of youth. İçenlere sonsuz bir hayat vereceğine inanılmakta. Efsanelerde bu suyun “Zulmet” diye tanımlanan karanlık ve bilinmeyen bir dünyada gizli olduğu söylenmekte.

DONDURULARAK BEKLEYENLER

Arizona’daki çölün ortasında buz gibi bir tesis bulunuyor. Bu buz gibi tesisin içinde de yüzlerce donmuş beden var. Cryonics denilen bir işleme alınmışlar. Alüminyum kapsüller içinde −196°C’lik sıvı nitrojenin içinde baş aşağı şekilde durmaktalar. Tesisin yöneticilerine göre bu insanlar hasta. Yani onlara ölüler demeyin onlar sadece teknolojinin gelişmesini bekliyorlar.

Biliyorsunuz teknoloji insan hayatındaki problemleri çözmeye çalışmakta. Bazılarına göre ölüm de bir problem ve bunun çözümü için pek çok yaklaşım ortaya çıkmakta. Ve bunlardan iki tanesi son zamanlarda çok ilgi çekmeye başladı: gençleştirme ve akıl yükleme.

 

GENÇLEŞTİRME TEKNOLOJİSİ

Mesela gelecekte “gençleştirme kliniği”ne gideceksiniz. Vücudunuzdaki sağlıksız hücrelerin yerine sağlıklıları yerleştirilecek. Aslına bakarsanız teknolojinin gelişmesiyle insanların hayat süreleri gerçekten de uzadı ve uzamaya devam etmekte. Ama bu teknolojilerin vaatleri biraz daha ileri seviyede. Yeni hücrelerin, organların eklenmesiyle yaşlanma sadece geciktirilmekle kalmayacak ve vücut saatimiz de adeta tersine işlemeye başlayacak. Yani giderek gençleşme ihtimalimiz mevcut, diyorlar. Bu tam anlamıyla bir ölümsüzlük sayılmaz aslında. Düşünsenize her yıl düzenli olarak kliniğe gidiyorsunuz. Yaşınız 70’den 60’a, 50’ye, 40’a, 30’a gerilemekte. Tam hayatınızın baharına geri dönmek üzeresiniz ama kliniğin tam önünde belediyenin kazdığı çukuru göremediniz. Game Over!

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?
TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

TEKNOLOJİYE AKIL YÜKLEMEK

Ama bir ihtimal daha var, demiştik. teknolojiye göre akıl yüklemek. Nasıl yani? Biz indirmeyi biliyoruz da, download etmeyi, yüklemek nasıl oluyor? Bu metoda göre gelecekte beyniniz taranacak, yani dijital bir kopyası çıkartılacak. Çünkü bu görüşte olanlar, insan beynini organik bir harddisk, organik bir bilgisayar olarak düşünüyorlar. Yani bizi biz yapan her şey onun içinde saklı.

Biz bunları bir kenara bırakalım. Diyelim ki bu yapılabildi. Gençleştirme teknolojilerine göre bu çok daha avantajlı olmaz mı? Nasıl fotoğraflarımız kaybolmasın diye onları tarayıp dijital ortamlara aktarabiliyoruz, gelecekte aklımızı tarayıp, anılarımızı Dropbox ya da Google Drive gibi bir yere yükleyebiliriz. Aklımızı bir kere dijitalleştirdikten sonra onun bir sürü yedeğini de alırız. “Aklımı kaybettim” deyimi ortadan kalkmış olur.

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?
TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

AKLIMIZI KOPYALARSAK NELER OLUR

Mesela filozof David Chalmers bilimin doğası gereği nesnel olduğunu söylüyor. Oysa sahip olduğumuz bilinç yine doğası gereği özneldir. Bu yüzden asla bir “bilinç bilimi” olamaz. Bugüne kadar psikiyatristler davranışları nesnel yani objektif olarak incedi. Nörobilimciler beyni objektif olarak incedi. Ama kimse “bilinç”ten bahsetmedi. Dolayısıyla bir gün aklımızı kopyaladığımızda, kopyalanan şey bir insandan çok zombi olabilir diyor. Biz biz yapan bilince sahip olamayacağı için.

TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?
TEKNOLOJİ BİZİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREBİLİR Mİ?

Şimdi bu tartışmaları da bir kenara bırakalım da diyelim ki oldu. Beynimizi taratmayı başardık ve aklımızı dijital bir ortama yükledik. Her şeyiyle. Ve onu çalıştırdık. Sonra ne olur? Kimsenin bir fikri yok. Birden uyandınız diyelim ki artık vücut diye bir şeyiniz de yok. Fiziksel varlığınız sona ermiş ama dijital olarak varsınız. Böyle bir durumda aynı şeyleri hissedebilir misiniz? Ya hiç hissedemezseniz? Ya başkalarıyla iletişim bile kuramazsanız? Ya yaşarken sahip olduğunuz bazı şeyler kaybolursa? Örneğin vicdan, cesaret, aşk! Artık geri dönüşü olmayan bir yol. Ya kendinizi kapatacak bir iradeniz bile artık yoksa? Bu şekilde var olmak mı ve sonsuza kadar. Hoşunuza gider miydi? Ölümsüzlük, bir çeşit lanete dönüşmüş olmaz mı? Karanlığa?

Yorumlarınızı bekleriz siz ne düşünürsünüz.

Related posts

2070 Yılında Dünya’ da bizi iyi günler beklemiyor.

Fatih Akgün

Uzay kolonilerinin sorunları birer birer çözülüyor

Fatih Akgün

Yerli ve Milli Yazılım Seferberliği

Fatih Akgün

Yorum Yap